Get Adobe Flash player

Avukat Ankara

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 2011/13-29
K. 2011/56
T. 9.2.2011
• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Davalı Belediyenin Borcu Kabul Etmediği – Davacı Vekilinin Temyiz Aşamasında Borcun Kısmen Ödendiğine Dair Belge Sunduğu/Belgenin Borç İlişkisinin Kabulü Anlamına Gelip Gelmediğinin Araştırılacağı )
• BORÇ İLİŞKİSİNİN KABULÜ ( İtirazın İptali Davasında Davalının Borcu Kabul Etmediği – Davacı Vekilinin Temyiz Aşamasında Borcun Kısmen Ödendiğine Dair Belge Sunduğu/Belgenin Borç İlişkisinin Kabulü Anlamına Gelip Gelmediğinin Araştırılacağı )
• TEMYİZ AŞAMASINDA DAVACININ BORCUN KISMEN ÖDENDİĞİNE DAİR BELGE SUNMASI ( İtirazın İptali Davasında Davalının Borcu Kabul Etmediği – Belgenin Takibe Konu Borca İlişkin Olup Olmadığının Tespiti Gereği )
2004/m.67
ÖZET : Davacı vekili, davalı belediyenin kendi bünyesinde oluşturduğu kurum aracılığı ile ekonomik durumu yerinde olmadığı için dershaneye gidemeyen öğrenciler arasından kendi kriterlerine göre yarışma sınavı düzenlediğini, sınavda başarılı olan bir kısım öğrencileri dershanelerine gönderdiğini, müvekkilinin de projeye destek kapsamında en uygun şartlarda eğitim hizmeti vermeyi taahhüt ettiğini ve asgari fiyat belirlediğini, çeşitli toplantı ve ihtarlara rağmen davalının borcunu ödemediğini, davalı hakkında icra takibi başlattıklarını, davalının haksız itirazının iptali ile % 40 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, başlatılan kampanyaya davacının hiçbir ücret talep etmeksizin gönüllü olarak katılıp hizmet verdiğini, aralarında sözleşme ilişkisi kurulmadığını, ihale açılmaksızın böyle bir işin yapılmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davacı/alacaklı vekilinin ibraz ettiği dekont ile ilgili olarak, temyiz aşamasında ibraz edilen bu belgenin takibe konu borçla ilgisinin olup olmadığı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin kabulü anlamına gelip gelmediği ve sonuçta da borcu söndüren belge niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 23.09.2008 gün ve 2008/189 E- 2008/376 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 23.06.2009 gün ve 2009/6667-8711 sayılı ilamı ile;

( … Davacı, davalı belediyenin kendi bünyesinde oluşturduğu T… D… M… ( T…O…D…E…M… ) aracılığı ile Çankaya’da oturan ve ekonomik durumu yerinde olmadığı için dershaneye gidemeyen öğrenciler arasında kendi kriterlerine göre yarışma düzenlediğini, sınavda başarılı olan bir kısım öğrencileri dershanelerine gönderdiğini, kendilerinin de projeye destek kapsamında en uygun şartlarda eğitim hizmeti vermeyi taahhüt ettiklerini, asgari fiyat belirlediklerini, çeşitli toplantı ve ihtarlarına rağmen davalının 1.819.751,44 YTL olan borcunu ödemediğini, şimdilik 250.000 YTL’nin tahsili amacı ile davalıya karşı takip başlattıklarını, davalının itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptaline % 40 tazminatın tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı, başlatılan kampanyaya davacının hiçbir ücret talep etmeksizin gönüllü olarak katılıp hizmet verdiğini, aralarında sözleşme kurulmadığını, ihale açılmaksızın böyle bir işin yapılmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, 619 öğrenciye karşılıksız olarak hizmet verilmeksizin hayatın olağan akışına ters düşeceği gerekçe gösterilmek ve bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın 247.800 YTL üzerinden kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı, bu davasında davalının başlattığı kampanya doğrultusunda gönderilen öğrencilere belirlediği asgari fiyat üzerinden hizmet verdiğini, hizmet bedelinin ödenmediğini ileri sürerek talepte bulunmuş, davalı ise sözleşme ilişkisini inkar etmiştir. Bu durumda sözleşme ilişkisinin varlığı ve gönderilen öğrencilere ne miktar üzerinden ücret ödeneceğinin ispatı davacıya aittir. Davacı, bu yöndeki iddialarını ispat edemediği gibi davalıya gönderdiği 08.03.2006 tarihli yazısında ve tarihsiz “Teşekkür” başlıklı yazısında gönderilen dar gelirli öğrencilere ücretsiz ve gönüllü olarak hizmet verdiğini, bu tür projeleri hiçbir ücret talep etmeksizin sürdürmek arzusu içerisinde olduğunu beyan etmiştir. Bu beyanları kendisini bağlar. Hal böyle olunca davalının bu beyanları karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacı vekili, davalı belediyenin kendi bünyesinde oluşturduğu T… D… M… ( T…O…D…E…M… ) aracılığı ile Çankaya’da oturan ve ekonomik durumu yerinde olmadığı için dershaneye gidemeyen öğrenciler arasından kendi kriterlerine göre yarışma sınavı düzenlediğini, sınavda başarılı olan bir kısım öğrencileri dershanelerine gönderdiğini, müvekkilinin de projeye destek kapsamında en uygun şartlarda eğitim hizmeti vermeyi taahhüt ettiğini ve asgari fiyat belirlediğini, çeşitli toplantı ve ihtarlara rağmen davalının 1.819.751,44 TL olan borcunu ödemediğini, şimdilik 250.000,00 TL’nin tahsili amacı ile davalı hakkında icra takibi başlattıklarını, ifadeyle davalının haksız itirazının iptali ile % 40 icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı vekili, başlatılan kampanyaya davacının hiçbir ücret talep etmeksizin gönüllü olarak katılıp hizmet verdiğini, aralarında sözleşme ilişkisi kurulmadığını, ihale açılmaksızın böyle bir işin yapılmasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

Yerel mahkeme, davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.

Davalı vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece, hüküm, yukarıya aynen alınan gerekçeyle davanın reddi gerektiğine işaretle bozulmuş; yerel mahkemece önceki kararında direnilmiştir.

Hükmü temyize davalı vekili getirmektedir.

Hukuk Genel Kurulu’nda görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce; davacı vekilince, direnme kararının temyizinden sonra dosya Hukuk Genel Kurulu’nda iken davalı Belediye Başkanlığı tarafından borcun 200.041,98 TL’lik kısmının 21.12.2010 tarihli dekont ile ödendiğinin iddia edilmesi ve dekontun dosyaya ibrazı karşısında, bu belgenin uyuşmazlığa ve yargılama sürecine etkisi ön sorun olarak tartışılmıştır.

Dava, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67.maddesine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir.

İtirazın iptali hukuki nitelikçe bir eda davası olup; müddeabihini takip konusu yapılmış ve borçlunun itirazına uğramış alacak miktarı oluşturmaktadır.

Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi; davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında; tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır.

O halde; itirazın iptali davası, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan ( İİK.m.67/1 ); alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir. Burada borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır.

Aynı şekilde itirazın iptalini isteyen alacaklı da borçlunun itirazdan sonra ödemede bulunduğunu bildirmişse bunun da mahkemece nazara alınması ve ödemenin yapıldığı aşamaya göre sonuçlarının üzerinde durulması gerekir.

Hemen belirtilmelidir ki; alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkar tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır. Henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davasının açılmadığı bir evrede, borçlunun, itiraza konu borcu kısmen veya tamamen ödemesi mümkündür ve bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü yoktur. Borçlu, itirazın iptali davası açılmamış iken, itirazına konu borcu tamamen öderse, alacaklının itirazın iptali davası açmasına gerek kalmayacak ve böyle bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacaktır. Zira, itirazın iptali davası açılmasında amaç, itiraz nedeniyle kanun gereğince kendiliğinden durmuş olan takibin devamını sağlamaktır. Takibin devamı yoluyla elde edilecek olan sonuç ( alacağın tahsili ), borçlunun tüm borcu ödemesiyle zaten gerçekleşmiş olacağına göre; gerçekleşmiş olan bu sonucu sağlamak üzere bir dava açılmasında hukuki yarar bulunmayacaktır.

Bunun gibi, takibe konu borcun ödenmediği veya kısmen ödendiği durumlarda; ödenmeyen borç tutarına yönelik itirazın iptali davasında, itirazdan sonra ödenmiş olan miktar bakımından da itirazın iptalinin istenilmesinde hukuki yararın kalmayacağı kuşkusuzdur. Dava açıldığı aşamada ödenmeyip de dava aşamasında ödemenin gerçekleşmesi halinde ise bu durum hükmedilecek tazminat yönünden önem taşıyacak; davanın esasını da etkileyecektir.

Şu da eklenmelidir ki, takip konusu alacak için borçlunun icra dairesi dışında yaptığı ödemeler,takip konusu alacaktan İcra Müdürlüğünce kendiliğinden mahsup edilemeyeceğinden; eş söyleyişle, harici ödemelerin İcra Müdürlüğünce kabulü için, alacaklının muvafakati gerektiğinden; itirazın iptali davasında mahkemece kısmi ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğuna dair bir karar verilmesi gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır.

Bu itibarla, icra takibinden sonra borçlu tarafından ödeme yapılmış olması halinde mahkemece, borçla ilgisinin saptanması halinde söz konusu ödemeler düşülerek, bakiye alacak tutarı üzerinden karar verilmesi gerekir.

Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20.10.2004 gün, E:2004/9-508 K:2004/562; 30.03.2005 gün, E:2005/19-200 K:2005/210; 08.06.2005 gün, E:2005/19-270 K:2005/365 ve 18.04.2007 gün, E:2007/19-159 K:2007/220; 04.07.2007 gün ve E:2007/13-453 K: 2007/453 sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.

Eldeki uyuşmazlıkta borçlu taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunmadığı savunmasını getirerek takibe itiraz etmiş; itirazın iptali davasında da aynı savunmayı getirmiştir. Davacı/alacaklı direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında ibraz ettiği belge ile davalı borçlunun borcun bir bölümünü ödediğini iddia etmiş olması karşısında; temyiz aşamasında ibraz edilen bu belgenin takibe konu borçla ilgisinin olup olmadığı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin kabulü anlamına gelip gelmediği ve sonuçta da borcu söndüren belge niteliğinde olup olmadığının mahkemece incelenip incelenemeyeceğinin öncelikle çözümü gerekmektedir.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 188. maddesinde, “Hakimin re’sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar” deyimi ile dava şartlarının kastedildiği ve bu nedenle dava şartlarının mahkemece kendiliğinden gözetileceği hususu öğretide de kabul edilmektedir ( Prof. Dr. Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 1990 Cilt, 1 s:900; Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku Cilt 1-II-İst.1997 s:28 ve 871 ).

Bu noktada, dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu kuşkusuzdur. Dava hakkının varlığı ya da düşmüş bulunmasının incelenmesi, doğrudan hakime verilmiş ödevlerden olması karşısında, Yargıtay Dairesi, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının tamam olup olmadığını kendiliğinden gözetebilir.

Davanın hukuksal niteliği gereği, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge verilmişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmelidir.

Diğer bir anlatımla yargılama aşaması henüz tamamlanmamış böyle durumda borcu itfa eden belgenin veya dava şartının söz konusu olduğu hallerde dava sonuçlanıp kesinleşmemiş olmakla ibraz edilen yazılı belgenin dikkate alınması gerekir.

Gerçekten de, yargılamada davayı inkar eden davalının savunması borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine, delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Yine aynı şekilde taraflar arasında borç ilişkisinin varlığını ve borcu inkar eden davalının takip ve davadan sonra temyiz aşamasında ödeme yaptığı yönündeki belgeyi yine bu aşamada ibraz eden alacaklının bu talebinin de iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında kaldığından söz edilemez ( HUMK. Md. 202; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.03.2004 gün ve 2004/2- 183 esas, 2004/165 karar ve 24.03.2004 gün ve 2004/2- 184 esas, 2004/166 karar sayılı ilamları ).

Şu hale göre, somut olayda; mahkemece, davacı/alacaklı vekilinin ibraz ettiği dekont ile ilgili olarak, temyiz aşamasında ibraz edilen bu belgenin takibe konu borçla ilgisinin olup olmadığı, taraflar arasındaki borç ilişkisinin kabulü anlamına gelip gelmediği ve sonuçta da borcu söndüren belge niteliğinde olup olmadığının yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde araştırılıp incelenmesi ve eldeki davaya etkisi üzerinde de durularak bir karar verilebilmesi için direnme kararının bu değişik nedenle bozulması gerekmiş; bozma nedenine göre diğer hususlar şimdilik inceleme dışı bırakılmıştır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 09.02.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

 

Tags: , , , ,